<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>eklemece</title>
	<atom:link href="http://eklemece.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://eklemece.wordpress.com</link>
	<description>Bir başka WordPress.com weblogu</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Mar 2010 01:56:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='eklemece.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>eklemece</title>
		<link>http://eklemece.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://eklemece.wordpress.com/osd.xml" title="eklemece" />
	<atom:link rel='hub' href='http://eklemece.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Sen&#8230;</title>
		<link>http://eklemece.wordpress.com/2010/03/26/sen/</link>
		<comments>http://eklemece.wordpress.com/2010/03/26/sen/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 01:50:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sinandirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[eklemeceler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eklemece.wordpress.com/2010/03/26/sen/</guid>
		<description><![CDATA[Sen&#8230; kalabalıklaştıkça yalnızlaşan sen farkındasın bir buz tanesi hızında erimekte olduğumun.       susuyorsun. Eskiyemeyen bir aşkı örselemek istercesine u-zak bir kasaba belki, yalnızlar dolaşır birbirinden habersiz, ürkek, çekingen ölü gözleriyle bakarlar, ölü elleriyle tutarlar tutunurlar birbirlerinden kaçarlar, çünkü her yalnız kendi yalnızlığının yansımasıdır, acı verir birbirlerine koşarlar, kaçarlar yalnızlıktan. kimi zaman yalnızlık bir dövmedir kazılmış [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eklemece.wordpress.com&amp;blog=12811336&amp;post=7&amp;subd=eklemece&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sen&#8230;<br />
kalabalıklaştıkça yalnızlaşan sen<br />
farkındasın bir buz tanesi hızında erimekte olduğumun.<br />
      susuyorsun.<br />
Eskiyemeyen bir aşkı örselemek istercesine<br />
u-zak<br />
bir kasaba belki, yalnızlar dolaşır birbirinden habersiz, ürkek, çekingen<br />
ölü gözleriyle bakarlar, ölü elleriyle tutarlar<br />
tutunurlar<br />
birbirlerinden kaçarlar, çünkü her yalnız<br />
kendi yalnızlığının yansımasıdır, acı verir<br />
birbirlerine koşarlar, kaçarlar yalnızlıktan. kimi zaman yalnızlık bir dövmedir kazılmış kalplerine<br />
çıkmaz,<br />
çıksa da izi kalır. yalnızlık bir padişah fermanıdır boyunlarına,<br />
yasaktır çıkarılmaz<br />
yalnızlık elindeki kandır cinayet sonrası&#8230;<br />
gökyüzündeki dolunaydır sürekli aydınlatır gizemiyle ve anımsatır,<br />
örtülmez. karabasandır uyunmaz.<br />
gökyüzündeki duman izi karabuluttur<br />
sıkar kendini boşalmaz.</p>
<p>yüklü şilepler gibi geçer geceden ağır<br />
duyulmaz</p>
<p>duyarsın &#8230;</p>
<p>unutulmuş sokak lambalarıdır<br />
gün boyu sönmez<br />
anımsatır sinsice<br />
yalnızlık diğer sevgilindir, her gece sevişir senle<br />
doymaz<br />
hünerli elleri yapış yapış gezinir vücudunda<br />
kötüsü<br />
beyninin tüm kıvrımlarında<br />
yataktan fırlar deli gibi koşarsın<br />
geceye, kokusu sinmiştir üstüne<br />
kurtulamazsın<br />
ağlar, haykırır yatağına yine ona dönersin<br />
tenin çatlak çatlaktır, ellerin parçalanır keskinliğinden<br />
kan kaybeder üşürsün<br />
aldırmaz. çok sevdiğin ama atamadığın eski palton değildir, bir lokantada bırakıp kurtulamazsın, alışırsın.</p>
<p>&#8230; dedi.<br />
gözlerini kaçırarak<br />
ki ancak yalnızlığa yakışan kırmızı bir son sözü<br />
en hazırlıksız zamanıma saklamıştı besbelli.<br />
İşte o an anladım aşkın bütün dillerinde<br />
ayrılığın<br />
aynı takvime yazgılı olduğunu<br />
ve esmer gülüşlü sevgililerin<br />
kediler kadar özgür olduğunu<br />
hep aralık bıraktığımız kapılarımızda&#8230;</p>
<p>Ne zaman gi-de-ce-ği anlaşılmaz&#8230;<br />
&#8230;ki bilinmediği gibi<br />
nasıl olup da çıkıp geldiği&#8230;<br />
oysa okumuşsundur gözlerinden<br />
oysa bilirsin, acımaz.<br />
sonra, yüklenmeye çalışırsın geçmişi<br />
iliklerinize kadar ıslandığınız yaz yağmurlarıdır karşına dikilen<br />
öncesi olmayan dokunuşlardır<br />
sözcüklerdir vurgularıyla gelen, bakışlardır&#8230;<br />
ve yollardır ilk kez gidilmiş<br />
sevişmeler, hatta kavgalardır<br />
giderek acılaşan anılardır yi-ti-ril-miş<br />
köpekler gibi özlersin</p>
<p>belki bir sabah taşıyamayacağını fark edeceksindir<br />
uyanıp hıçkırıklara boğulduğunda<br />
belki bir sabah omuzlarının küçüklüğünü&#8230;</p>
<p>şimdilik,<br />
sadece fotoğraflarıdır bakamadığın&#8230;</p>
<p>gözlerin borçlu biliyorsun<br />
her yeni gün yeni bir ölümdü<br />
ya onu ya kendimi öldürecektim<br />
ben seni öldürdüm<br />
sen beni<br />
gün kaldı geriye</p>
<p>gözlerin borçlu biliyorsun<br />
gözlerin bende kaldı, kara birer boşluğa döndüler.</p>
<p>gözlerimizle seviştik<br />
gözlerimizle vuruştuk<br />
çok kan kaybettik<br />
ben alkolü koydum yerine<br />
sen onu koydun yerime<br />
alkol ondan iyiydi<br />
gözlerini kaçırmaya başlayınca sen<br />
onunla gidince<br />
ben / biz kaybettik<br />
bekleyince<br />
sen gittin gözlerin kaldı<br />
gözlerin borçlu biliyorsun</p>
<p>sen yoksun<br />
olmayan insanlar olmayan rüyalarında<br />
beni görmüyorlar<br />
ben yokum<br />
olmayan çıtalarla olmayan uçurtmalar yapıp uçuruyorum<br />
olmayan gözlerimle seyrediyorum<br />
yoksun<br />
gözlerin borçlu biliyorsun</p>
<p>&#8230;şimdi anılara dönmek vaktidir, incitmeden tek yaprağını.<br />
gecenin en kör noktasıdır içinden geçtiğimiz,<br />
şimdi<br />
dost yüzlü fotoğrafları okşamak vaktidir usulca&#8230;<br />
zaman şiddetidir hayatın.<br />
zaman kanamaktadır mavi düşlerimiz üstüne&#8230;</p>
<p>ve yitirme korkusu ayrılığı yakınlaştırmaktaydı sadece&#8230;</p>
<p>kim ki duru bir su sanır aşkı, aldanır daha ilk bakışında sevgilinin. sevmek,<br />
düpedüz bir esir alma yarışıdır zamana karşı.<br />
gözlerini kaçıran yenik düşer.<br />
yenen mi aşıktır gerçekten, korkmayan mı yenilmekten?</p>
<p>yolunu her yitirişinde aynı sokakta buldu kendini. hep aynı köşe başında durup anlamaya çalıştı neresinde olduğunu kayboluşunun&#8230; yazıcılar en kırmızı harflerle yazıp, noktasını koymadan bıraktılar hikayemizi. elimizde kör bir nokta, şaşkın, kalakalmıştık&#8230;<br />
sevmek nasıl bir iştir bilmiyorduk gerçekte<br />
ve sadece ağır aksak bir acının temeli atılmıştı çocukluğumuza. aşk, acıyla tanımlanır bir iş olmuştu  ve daha ilk gülücüğümüze ağıtlar katmıştı ağlayıcı kadınlar.</p>
<p>kaçıncı gecesindeydi kayboluşunun.<br />
tek bir söz söylemeden çıkıp geldi.<br />
konuşmak istemediğinden mi, yoksa sözü olmadığından mı anlayamadım.<br />
yalnızca bir çocuk ağlayışı vardı gözlerinde ve hiç kimse öpmemişti acıyan yüreğini.<br />
hırçınlığı bundandı.<br />
başını göğsüme koyup öylece durdu bir vakit.<br />
hiç konuşmadan, öylece durdu.<br />
silip gözlerini, öpüverdim yarasından. titredi yüreği.<br />
bir kez daha&#8230; bir kez daha&#8230;</p>
<p>durup baktı kaçırdığım gözlerime,<br />
yenilgimden sızan bir acılı yakınmayı<br />
boşuna aradı.</p>
<p>İyi de, bir ‘düş’tü işte&#8230; neye yaradı gözyaşlarını silercesine okşaman  fotoğraflarını,   <br />
fotoğraflarını öpmen neye yaradı?&#8230;<br />
sonuçta&#8230;<br />
bir ‘düş’ tü işte uyanınca hıçkırıklara boğulduğun<br />
ne o çıkıp geldi aralık bıraktığın kapılardan<br />
ne seni istedi yanına</p>
<p>geriye fotoğrafları kaldı</p>
<p>bir de sırtında bıraktığı hançer<br />
sökemediğin, sökmek istemediğin belki&#8230;</p>
<p>ama denemişsindir<br />
bilirsin, el değmez kabzasına<br />
yakar canını, kanatır oluk oluk<br />
bilirsin&#8230;<br />
sonra alışırsın<br />
ara ara kanamasına yaranın, alışırsın.<br />
Için acır gözlerini yumarsın.</p>
<p>ve bir gün bir kağıt bulursun odanda&#8230; unutulmuş&#8230;<br />
üzerinde,<br />
yarana bandığın parmağınla yazılmış tek sözcük:<br />
“sen&#8230;”<br />
(aklına “sen de&#8230;” deyişi gelir/ duyamazsın)</p>
<p>parmak izin bellidir.<br />
kaçamazsın.<br />
kaçamazsın, İstanbul’dur çünkü<br />
kendini zehirlerken odanda şiirlerle,<br />
ya da durağan seyrederken akışını kanının,<br />
evcilleştirirken duygularını,<br />
alkole bastırırken aşkını akşamdan<br />
o çoktan İstanbul’a karışmıştır/ İstanbul’la karışmıştır<br />
zamanla dönüşüm tamamlanır<br />
ayırdedemezsin<br />
dört yanın sarılmıştır<br />
dört yanın İstanbul<br />
sabah/akşam fark etmez</p>
<p>acımasızdır<br />
kaçamazsın</p>
<p>hangi zamanındayım şimdi<br />
hangi zamanına yetiştim<br />
hangi zamanını kaçırdım<br />
hangi zamanında ol (a) mayacağım<br />
haklısın<br />
zamansızdı<br />
zamansızdı benim düşmem<br />
senin&#8230;<br />
zamansızdı<br />
ve bu akşam cıva kadar soğuk<br />
hiç konuşmadan<br />
susuzluğumuzdan, suskunluğumuzdan büyük içerken<br />
ben sızdım<br />
zaman sızdı</p>
<p>İstanbul göz kırpıyor uzaktan<br />
yağmur boşalmak üzere, bir şeyler bitiyor mu başlıyor mu?<br />
Neresindeyim zamanın ?<br />
geçmişin miyim, geleceğin mi?<br />
Bugünün olmak istemiyorum, bana yetmiyor<br />
yarının?<br />
Gücüm yok<br />
yarının<br />
yar-ın<br />
yorgunum&#8230;</p>
<p>Yıkıcı bir çoğullaşma isteği ellerimi titreten.<br />
Eğer bir türlü ağlayamıyorsam; bu, sadece senin de bir gün geldiğin gibi gidecek oluşundan. Anlaşılmayı ve bağışlanmayı beklemiyorum. Artık kimsenin yakasına takabileceğim tek bir gözyaşı damlam kalmadı.<br />
Bütün yağmurlar aşkına&#8230; Bırak beni!</p>
<p>Üşüyorum. Sonsuz bir üşüme yalıyor bedenimi. Bu korkudan öldüren üşümeyle gözlerimi eritiyorum. Gözlerim dilime akıyor,  dilim çatallanıyor ve bir kez daha tersten sorulmuş soruların tutukluğu dolanıyor dilime.<br />
‘Gitme’<br />
diyemiyorum.<br />
Ellerim durduramıyor seni. Arkamı dönüp ağlıyorum. İstersen kabullenmek de, daha başındayken<br />
‘bir gün çekip gideceksin’<br />
deyişimi.<br />
Senin hiç kedin olmadı ki ve kedin hiç terk etmedi ki seni&#8230;<br />
bir sigara yak,<br />
yanıma gel, sarıl,<br />
sadece sarıl&#8230;<br />
sevdiğim<br />
sevdiğim&#8230;<br />
bir başka bahara bırakma beni&#8230;</p>
<p>ne zaman farkına varılır zamanın, şarkılar önem kazanır<br />
ve küçük, önemsiz ayrıntıları hayatın<br />
ve nasıl bir geç kalıştır bizimkisi<br />
aşk<br />
bağışla<br />
bağışla<br />
beni<br />
bir başka bahara<br />
bırakma sevdiğim&#8230;</p>
<p>Çağrılardır yankısı olmayan.<br />
parmak izi belli mağdurlar gibi<br />
yankısız çağrılar ölüme gebe şimdi.</p>
<p>ne o şehir, ne bir başkası duyar seni<br />
(ne de güneş)<br />
ararsın, ses verirsin, haykırırsın<br />
işitmez<br />
işitse de denemişsindir, bilirsin<br />
anlamaz seni<br />
sonra&#8230;<br />
sessizlik<br />
  ve gidemediğin kentler kadar uzaklardan gelir<br />
        çaresizlik</p>
<p> “bu uzayan gölge ben miyim eski<br />
gün batımlarındaki&#8230; güneş&#8230;<br />
dur, bekle. bırakma beni.<br />
çok zor artık yıldızları düştükleri<br />
yerden gökyüzüne taşımak. hem<br />
eskisince kalabalık değilim.<br />
bak, bir elim de çolak şimdi&#8230;”</p>
<p>dinlemez güneş bile<br />
dinlemez<br />
yiter<br />
gölgen yiter<br />
gölgesiz kalır azalırsın<br />
sessizlik çığlık çığlık kulaklarında<br />
gökyüzüne bakarsın&#8230;</p>
<p>‘yıldızlar&#8230;’ şaşırırsın&#8230;<br />
gözünün önüne gelir yüzü, gözleri</p>
<p>&#8230; ve o gece öğrenirsin,<br />
sen olmasan da<br />
yıldızları gökyüzüne taşır birileri.</p>
<p>Evet,<br />
Yıldızları gökyüzüne taşır birileri,<br />
göremezsin<br />
Sen yoksun<br />
Yıldızlar yok, görünmez şehrin ışıklarından<br />
yine yol ayrımındasındır<br />
ya yıldızlar ya şehir</p>
<p>sen<br />
sen, zaten yoksun artık<br />
ya yıldızlara ya şehre karışırsın<br />
seçenek olmanı isterdim<br />
bana karışmanı isterdim<br />
yıldızsız şehirlere razıydım<br />
orada mısın?</p>
<p>Yıldızlar kadar uzak<br />
bir şehir kadar büyük içimde<br />
orada mısın?</p>
<p>(Zaman sana koşut şimdi, ellerim sana koşut. Ellerimden nefret ediyorum, parmaklarımdan nefret ediyorum, tutamadıkları<br />
hissettikleri için<br />
sana dokundukları ve kaybettikleri için<br />
zaman sana koşut şimdi<br />
bekliyorum)</p>
<p>Gün doğmak üzere, yıldızlar birer birer yok oluyorlar<br />
yıldızların canı cehenneme<br />
şehrin canı cehenneme<br />
her şey değişiyor ve eski haline gelmiyor hiç bir şey<br />
seni istiyorum<br />
orada mısın?</p>
<p>Karşılığı olmayan sorular, gücünü vurgular can acımızın.</p>
<p>Yazık ki aşklar da eşit değil ve dile getirilişi aşkların, ayrılıkların.<br />
&#8220;Adımı haykır&#8221; diyen aşkları küçük harflere sığdırmak ne zor<br />
ve ne kolay kalabalıklara taşımak meşru heyecanları&#8230;</p>
<p>Oysa biz<br />
gayrımeşru çocuklarıydık aşkın,<br />
bakışlardan uzak kaygılara yakın<br />
(belki de yasaklardı var eden bizi<br />
ya da zamanımızın tükenişi. anlayamadık.)<br />
ve sürgün edildiğimiz bu kentte<br />
birbirimize dokunacak zulalar aradık</p>
<p>hazirandı</p>
<p>(senden habersiz küçük bir şişe almıştım kokundan. teninin   kokusundan küçük bir şişe çalmıştım zor günler için. senden habersiz, hiç bilmedin.<br />
bir de, hamakta uzanmış kucağındaki kediyi okşarken çekilmiş resmini.<br />
resmin başucumda duruyor da kokun her dakika içime çekmekten tükendi.<br />
şişesinde, her akşam &#8216;armagnac&#8217; hazırlayıp içiyorum şimdi.)</p>
<p>zaman geçti<br />
çok mu az mı ayrımsayamadım<br />
önceden sürgünü olduğumuz bu kent<br />
her yanı  çağrışımlarla yüklü<br />
     bir yasak şehir şimdi.</p>
<p>ve öyle sokaklar bıraktın ki bana<br />
küstahça alay ediyorlar yalnızlığımla</p>
<p>…<br />
haziranda ölmek varmış&#8230;</p>
<p>şimdi<br />
sadece aralık kapılar<br />
albenisiz<br />
teklifsiz<br />
yalnızlığıma açılan</p>
<p>karanlığımdan kork<br />
yalnızlığım kudurdu<br />
karanlık bulaştırıyorum her yere<br />
dokunduğum her şey geceye dönüyor<br />
aynamdan silindi hayalin<br />
sabaha karşı kestim ellerimi<br />
( artık ellerin yerine kendi ellerime sarılmış uyurken yakalamıyorum kendimi )<br />
gözlerimle ezdim gözlerini<br />
sadece bir ıslaklık şimdi<br />
yalnızlığımdan kork<br />
bir tutku değilsin artık<br />
bir tutku değilsin gözlerin olmadan</p>
<p>haziranda bir ölü yeter<br />
önümüz son<br />
bahar ?</p>
<p>Orada mısın ?</p>
<p>Herkes ağız birliği etmişti sanki. Herkes ama herkes “sana acı vermek istemiyorum” diyordu. Ve ben kimsenin bana acı vermek istememesine rağmen gözbebeklerimi paylaşan bu acının adını koyamıyordum.</p>
<p>Bütün ayrılık konuşmalarında bana acı vermek istemeyen bu insanlara aslında çok acı çektirdiğimi, paramparça olduğumu, öldüğümü ve her ortalama insan gibi sadece ve sadece avazım çıktığınca ağlamak istediğimi söyleyemedim bir türlü. Her birini nasıl da sevdiğimi, hiç birini yitirmek istemediğimi, yalnızlıktan deliler gibi korktuğumu ve her seferinde yalnız kaldığım için kendimden nefret ettiğimi, kalabalıkları özlediğimi ama kalabalıkları özlemek entellektüel açıdan zaaf sayıldığı için bunu açıkça söyleyemediğimi, parmağımı öptürecek bir annemin olmadığını… bir türlü söyleyemedim. Üstelik bütün bu söyleyemediklerimi öyle bir anda durup dururken anlamış falan da değilim. An be an kırmızılaşmanın her tonunda,  degrade bir farkındalıktı benimkisi ve bu sanırım bir sabah eyvah deyip kafama bir kurşun sıkmaktan çok daha zorlu trajik bir durumdu….</p>
<p>Hepsi ellerime bakıyordu, ben hiç birinin özlerine bakamazken. Oysa hep gözlerden başlamıştım sevmeye, hiç kapatmamıştım gözlerimi öpüşürken….</p>
<p>Kendimi<br />
dudaklarımdan asmalıydım gözlerimi bağlamadan<br />
ve öpüşürken olduğu gibi<br />
gözlerinin içine bakmalıydım</p>
<p>yapamadım</p>
<p>şimdi<br />
bir solucan kıvamında geçirirken günlerimi<br />
ve kaldırımlara oturup<br />
gölgemi gelene geçene çiğnetirken<br />
uzak coğrafyalara düşmüş ayrılıkları kabullenmeye çalışıyorum<br />
dönüşü olmayan gidişleri anlamaya<br />
açışı olmayan çiçekleri koklamaya çalıştığım gibi<br />
seni u-nut-ma-ya zorluyorum ellerimi</p>
<p>parmaklarım direniyor<br />
tenimse çoktan terk etti beni<br />
ve cebimdeki son parayı<br />
  dönüşsüz yolculuklara yatırdım</p>
<p>…her yanım kum fırtınası şimdi…</p>
<p>ne olur<br />
dokunmak için yarana<br />
uzattığım ellerime çaresizlik bulaştırma<br />
tek kapım bu olmasın sana çıkmayan<br />
tek rolün bu olmasın, kısır<br />
iğdiş etme beni çaresizliklerle<br />
ayağı kırık bir atın başucunda silahsız bırakma beni<br />
ışıkları kapatma ne olur<br />
göreyim<br />
yalancıda olsa gözlerin<br />
ıslakta<br />
gözbebeklerinde olmasam da<br />
bileyim<br />
kapılar bırak bana<br />
açayım<br />
aşkımızın sigortası olmasın<br />
suskunluk aşkımızın sigortası olmasın<br />
yangın korkusu gözlerinde<br />
bırak… şu kibriti çakayım<br />
şimdi alev yalazı saçların<br />
öfke ?<br />
henüz değil<br />
aşk ?<br />
teğet geçmek üzere<br />
bırak… şu kibriti çakayım<br />
görmek için yanmaya<br />
yanmak için görmeye<br />
razıyım</p>
<p>bırak<br />
bu aşkın garantisi olmasın</p>
<p>“Defterden sayfa kopartmayı, yazdığım sözcüğü her ne olursa olsun karalamayı hiç sevmedim. Fakat bazen bir sayfa kopartmak, bir sözcüğü karalamak kaçınılmaz oluyor. Koparılan sayfa, koparılan sözcük belleğe kazınıyor da paylaşılmak ve aktarılmak istenmiyor belki geleceğe</p>
<p>Geriye hiç dönmedim<br />
ne gülüşler ne sevişmeler, ne kavgalar bıraktım geride ve nasıl damağımda kaldı tadları ya, geri dönmedim, dönemedim….</p>
<p>Bu yüzden yürürken hep adımlarımı saydım. Her sıfır noktasında kucakladığımı bu kez geride bırakmamak için direndim. Yine de geride kaldı hep nakışlı yürek parçalarım. Artık geride kimseyi bırakmak ve kanatan özleme rağmen dönememek istemiyorum. Çünkü yeniden ve yeniden başlayabilecek kadar genç ve yürekli değilim eskisi gibi. Olgunluk dedikleri kan pıhtılaşması damarlarıma yürüyor. Bana hiç bilmediğim bir şeyler oluyor. Başımı duvara vuruyorum ve tuhaf şey başım acıyor. Avuçlarımda o çok sevdiğim güneşi tutamıyorum artık ve sevdiğim beni sevmediği için kederlenemiyorum bir önceki gün kadar. Biliyorsun çoktandır şiir de  okumuyorum. Yaşam, işi gücü bıraktı beni eğitmekle uğraşıyor. Her geçen gün ne az şey bildiğime şaşıyorum ama öğreniyorum. Eflatun yanlışları bir bir karalıyorum defterden. Hoşuma gitmiyor, olsun. Sonra aklımda kalan dizeleri unutuyorum. Ah, bi’ de vapur yolculuklarını. İşte ayaklarım yere basıyor. Sımsıkı yere basıyor.</p>
<p>Geriye dönemeyeceğimi biliyorum, bu yüzden ki onu geride bırakmak istemiyorum. O bunu bilmiyor. Olsun. Artık büyüyor, olgunlaşıyorum. Bak “olsun” demeyi öğreniyorum işte.</p>
<p>Ha, bir şey daha var:<br />
Hiç bir zaman şiir yazmayacağım ve sanırım şiir de yazılmayacak bana.<br />
Şimdi bir sigara yak ve bana sarıl.<br />
Son bir kez kucakla.<br />
Unutmaya çalıştığım dizeleri not et bir tarafa. Artık kullanmayacağım vapur jetonlarını al. Kullanırsın.<br />
Üstüne eflatun bir şeyler giy.<br />
Seni karalayacağım….</p>
<p>“Sevmiştim”<br />
deyip “miş’li geçmiş zamanın hikayesi”yse anlatmaya çalıştığın<br />
uğraşma<br />
inandıramazsın<br />
bilirsin ne zor, ne anlamsız ve bir yanıyla ne yalan<br />
karalayamazsın<br />
iradi bitirişlerin eksikliğini taşırken geçmişinde<br />
kendini kandıramazsın<br />
ve istemeden girdiğin &#8216;matrak&#8217; fotoğraflardan<br />
istesen de çıkamazsın</p>
<p>( gideli ne çok oldu ve ne çok oldu “sen…” deyip başlayalı söze. artık her sözcük bir öncekinin tekrarı gibi. artık sensizlikten başka hiç bir şey yok içimde. oysa nasıl da öfkelenmeye çalışıyorum sana. sesini, o en sert / en soğuk sözlerini, birer öldürücü darbe yaparak yalnızlığıma; düşüşümü hızlandırmaya, dibe vurmamı çabuklaştırmaya uğraşıyorum. “gi-di-yor-um”un yanında “beni unutma” deyişin geliyor aklıma. yapamıyorum.</p>
<p>zaman geçmiyor gibi de<br />
gideli ne çok oldu<br />
ve ne çok oldu “sen…” deyip başlayalı söze</p>
<p>dün gece<br />
adını<br />
sekizyüzonikinci kez defterime yazdım</p>
<p>ve dün gece<br />
kumral saçlarını okşadım sen uyurken<br />
duymadın )</p>
<p>gittiğim her yere kesif bir yalnızlık kokusu götürüyorum<br />
bir boşluk, bir kimsesizlik bıraktığın gibi<br />
kamburumu peşimsıra sürüklüyorum</p>
<p>artık çok,<br />
hem pek çok zaman geçmeli<br />
sana<br />
“miş’li” geçmiş zamanın hikayesiyle seslenecek kadar<br />
    unut beni</p>
<p>üşüsem<br />
 açar mısın gözlerini ?…</p>
<p>pis bir yağmur<br />
elleri ceplerinde sinsice iliklerimi ararken<br />
yalnızca İstanbul<br />
yalnızca<br />
 (  yaşlı sürtük, tek vazgeçilmezi kadınların, doyumsuz, seni, sana ihtiyacı olduğuna inandıran ve en kısa ayrılıklarda bile hemen unutan, ta ki sabahları vapurda karşılaşana dek&#8230; Herkesle başka bir aşk, başka bir rezillik, başka başka hayal kırıklıkları, umutsuzluklar yaşayan / yaşatan ve hiç kimseye tek başına ait olmayan / olamayan sevgilin. Vefasız. Sahip olamayacağın ama sürekli senden bunu isteyecek olan, sana verdikleriyle yetineceğin sevgilin. Sana verdiklerini kimsenin sana veremeyeceğini bildiğin ama bir gün ardına baktığında çerden çöpten başka bir şey bulamadığın, sana verdiklerini kimsenin sana veremeyeceği ama onun herkese verdiği / vereceği, senin yetinemeyeceğin / yetinemeyeceğini hissettiren, sana daha fazlasını istemeyi , yetinmemeyi öğreten dekor şehir. Hollywood set dekorlarına taş çıkarırcasına kendi kendini her gün yeni bir filme hazırlayan yığıntı&#8230; Tanımak için gece geç vakitlere kadar  sokaklarında dolaştığın, gündüz Haliç’e, Pierre Loti’ye gidip arka bahçesinde çay içerek o pisliğine, fakirliğine, griliğine ve pusuna bile sahip çıkmak istediğin; arkanı döndüğün her seferinde ıslak gözlerinle bir başkasıyla yakaladığın şehir. Hep bakımlı, makyajı abartısız, geceyi kimin koynunda geçirirse geçirsin, bütün gece hayal edemeyeceğin şeyler görse, yaşasa da, geceleri boğaz da üç beş sarhoş tarafından taciz edilip tecavüze uğrasa da, Moda’da  üzerine kusup kirletmeye kalksalar ya da Cihangir’de sabaha karşı yanlış yaşamışlıklara intihar yolunu gösterip teşvik etse, inanmasan da acımasızlığına;  tüm alımıyla Boğaz&#8217;da Yeniköy’de lüks bir lokanta da yemeğini yiyip, Kumkapı’da evsiz sarhoşları, tek tek dolaşıp onlara gelecekten, güzel günlerden bahsedip uyutsa, havayı ısıtıp, üşümesinler diye yıldızlarla üzerlerini örtse, ya da bir kenara çekilip dalgın dalgın boğazın içine kapansa ve akışını hayretler içinde seyretse Karadeniz’den Marmara&#8217;ya; Taksim’de tinerci çocuklara sırtını dönse de, kendi çocuklarına inatla sırtını dönse, sahip çıkmasa, reddetse de, o tinerci çocukların duyduğu karşılıksız / abartılı sevgiyle bağlısın ona   Seni tutsa  yakalasa gecenin biryerlerinde, bir şekilde bana getirse, beni sana getirmese kıskançlığından, gecenin en olmadık en istenmedik yerlerinde&#8230; istemesen de her gece yapacak bunu.  Mazoşist bir haz duyacaksın.<br />
Emin ol, geceleri ne kadar geç yatarsa yatsın,nerede olursa olsun herkesten önce kalkıp, Kadıköy’de sabahı hasbelkader bulmuş zavallı kolpacı ayyaşlarla cila niyetine bir bira parlatacak/ kahvaltı niyetine; iskelede çöpçü ve taksicilerle çay içerek kaba saba şakalaşarak kafa yapacak/yakıştıramayacağın; kendine çeki düzen verip, makyajını tazeleyip o en güzel haliyle (unutamayacağın) ilk vapura yetişecektir Kadıköy’den&#8230; Sekiz bilmem kaç vapurunda yanındadır artık istemesen de. Ya Karaköy’de bir sigorta şirketinde orta kademe yöneticisindir, ilgilenmez gözükür, gazetenin kenarından gizlice seyredersin. Martılarla bağırır sana, kaçamazsın. Ya Avusturya Lisesi&#8217;nde öğrencisindir, ilk gençlik heyecanınla gözlerini ayıramazsın, konuşamazsın da , utanırsın. Ya da İstanbul Hukuk’ta, sınav yorgunusundur, dalar gidersin güzelliğine uykulu gözlerle. Sabah ayazında ellerini ısıtan  tuttuğun çay bardağı değildir, eğer lodos yoksa bilemezsin. Bıraksalar, atlayacaksındır ilk martı çığlığında kollarına, ama bırakmazlar ve hiç bir zaman o cesareti vermez sana.  Her sabah ama her sabah bir başka İstanbul bulursun karşında ve bambaşka bir aşkla başlarsın güne. En kötü anında bir iş dönüşü, akşamüstü, arka güvertede elinde biran ve sigaran, gözbebeklerinde martılar, ağlarken Kumkapı&#8217;daki gemilerin yalnızlığına, yanındadır. Ellerini uzatır ellerine, bulutlarını aralar ve bir parça ama yalnızca bir parça güneş ışığı bırakır avuçlarına, sevinirsin. Ve yine bir başka kötü anında son vapurda akşam, kafan iyi gözlerin buğuluyken aynı ellerini uzatır sana sislerin içinden, aynı ellerle tutar seni ve Haliç’in pisliğine gömer. Şaşırırsın. Asla güvenemeyeceksindir, bilirsin.  Asla terk edemeyeceksindir, bilmek istemezsin. )</p>
<p>sen,<br />
sen o değilsin artık<br />
satırlarca önce karalandın<br />
eski halinle gülümseme bana<br />
gözlerim yok biliyorsun<br />
göremem<br />
kalbime dokunma<br />
orada kal yeter<br />
orada<br />
kımıldamadan<br />
yalnızca konuş<br />
elimde, babadan kalma bir Baretta<br />
ses ver<br />
nişan alamıyorum<br />
İstanbul vurulacak yoksa…</p>
<p>ayrıntıdır kimin kimi vurduğu,<br />
kimin karışıp gittiği geçmiş zamana<br />
ayrıntıdır fotoğraflar<br />
nerede dururlarsa dursunlar.</p>
<p>bir konsol üstündeyse geçmişiniz<br />
ya da bir çalışma masasının,<br />
gözünüz takılır sürekli<br />
“ayrıntı”<br />
deyip geçemezsiniz.<br />
“nerede dururlarsa dursunlar”<br />
    diyemezsiniz.</p>
<p>sonra, biri söyler;<br />
evinizin kiliseye döndüğünü fark edersiniz.</p>
<p>çok mu mutlusunuz yarattığınız ibadethanenizde ? anımsamak, acı çekmek hoşunuza mı gidiyor ? hoşunuza mı gidiyor boş olduğunu bildiğiniz bekleyişler ? yoksa, dönmeyeceğini bildiğiniz için mi bütün rahatlığınız ? ister miydiniz gerçekten, bir gün, camınızı tıklatıp çıkıp gelmesini ? “ben geldim” demesini ister miydiniz en kuytu zamanlarınızın birinde ? evinizi ‘süsleyen’ fotoğraflarca hazır mısınız karşılamaya ? “hoş geldin” demeye hazır mısınız ?<br />
ya yaranız ?…<br />
hazır mı tekrar kanamaya ?<br />
yaranızı kanatmaya yeniden… hazır mısınız ?</p>
<p>     ( gorki öldü.<br />
     tek tanığımı kaybettim bugün<br />
     odandaki fotoğrafı yırtabilirsin artık )</p>
<p>kaç ay oldu?… bir tek iyi haber çıkmadı ne yakınlardan ne uzaklardan. bir tek gülümsetici sözcük…. bir tek iyi haber çıkmadı. hep felaketlerle geçiyor günler. hastalıklar, ölümler…dostlarım felaket tellalı olmuş. her yanım kötü haber.</p>
<p>     “ hay Allah, çamaşırları devirdi gorki…<br />
     Sinan kızacak şimdi.<br />
     hay Allah… “</p>
<p>çektiğim fotoğrafları vermedim çoğu kez dostlarıma. sakladım. yıllar sonra, tarih öncesinde bıraktıkları ve çoğu kez anımsamadıkları ‘an’ları hediye etmekten hoşlandım hep… ummadıkları bir zamanda geçmişleriyle karşılaşmalarını izlemekten ve yüzlerindeki gülümsemeyi görmekten hoşlandım…<br />
hiç bunu düşünmemiştim…hiç böyle olsun istememiştim…<br />
ne kadar bencilceydi…</p>
<p>elimde bir ölünün negatifi<br />
ağlıyorum şimdi</p>
<p>     &#8221; kapının önünde duruyor.<br />
     gitmek istiyor galiba…<br />
     hay Allah…&#8221;<br />
“ (…)<br />
ve esmer gülüşlü sevgililerin<br />
kediler kadar özgür olduğunu<br />
hep aralık bıraktığımız kapılarımızda…”</p>
<p>ne zaman gideceği anlaşılamadı ve<br />
kimse bilemedi böyle gideceğini<br />
zaten<br />
esmer de değildi gülüşleri</p>
<p>tek tanığını yitirince aşkımın,<br />
         anladım !..</p>
<p>ve<br />
susuşlara hazırım şimdi.<br />
yabancılaşmalara,<br />
mecburi yanyanalardaki soğukluklara,<br />
tedirginliklere insanlar arasındaki,<br />
yok saymalara,<br />
     boşluklara<br />
hazırım!</p>
<p>(bugün “dostlarına” yazdığın mektubu okuttu dostlarından biri bana&#8230; kısa… bir sayfa. bir yerinde, adet olduğu üzere selam ediyorsun isim isim.<br />
yine  yazdığın gibi<br />
“kimseyi unutmadığından” <br />
emin olabilirsin.)</p>
<p>artık<br />
ödeşme vakti geliyor kentteki izlerinle</p>
<p>zamanıdır<br />
çıkıp ada ada gezeceğin<br />
çıkıp park park<br />
çıkıp sokak sokak<br />
senle değil<br />
kendimle yüzleşeceğim</p>
<p>ve vapur güvertesinden denize karıştıracağım negatifleri<br />
… günbatımında, İstanbul’a karşı…<br />
negatiflerini denize bırakacağım<br />
ve elimdeki vermutu içip, fırlatacağım<br />
     üçüncü ve son cam kadehi<br />
vapur iskeleye yanaşana dek denize karıştıracağım geçmişi</p>
<p>seni<br />
denize karıştıracağım&#8230;</p>
<p>&#8220;bu şehir arkandan gelmeyecek!..&#8221;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eklemece.wordpress.com/7/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eklemece.wordpress.com/7/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eklemece.wordpress.com/7/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eklemece.wordpress.com/7/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eklemece.wordpress.com/7/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eklemece.wordpress.com/7/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eklemece.wordpress.com/7/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eklemece.wordpress.com/7/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eklemece.wordpress.com/7/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eklemece.wordpress.com/7/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eklemece.wordpress.com/7/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eklemece.wordpress.com/7/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eklemece.wordpress.com/7/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eklemece.wordpress.com/7/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eklemece.wordpress.com&amp;blog=12811336&amp;post=7&amp;subd=eklemece&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eklemece.wordpress.com/2010/03/26/sen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/72e2633370302d8d4e21dda4cab99f2f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sinandirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>eklemece?</title>
		<link>http://eklemece.wordpress.com/2010/03/26/eklemece/</link>
		<comments>http://eklemece.wordpress.com/2010/03/26/eklemece/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 01:39:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sinandirlik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başlarken...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eklemece.wordpress.com/?p=4</guid>
		<description><![CDATA[Eklemece kendiliğinden başladı. Sanırım 1997 sonlarıydı. Üç arkadaştık. Bir gece biri, bir diğerine telefon açtı&#8230; &#8220;Sen&#8221; dedi ve kapattı&#8230; O, bir diğerini arayıp yeni cümleler ekledi &#8220;Sen&#8221;e&#8230; Kimileyin telefonla yazdırıldı, kimileyin elden ele, kağıtlara karalanmış cümleler aktarıldı. Üç arkadaş, birbirlerinin sözüne söz ekleyerek uzun bir metin yarattı&#8230; Ne kadar sürdü hatırlamıyorum. Tıpkı başladığı gibi sona [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eklemece.wordpress.com&amp;blog=12811336&amp;post=4&amp;subd=eklemece&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eklemece kendiliğinden başladı. Sanırım 1997 sonlarıydı. Üç arkadaştık. Bir gece biri, bir diğerine telefon açtı&#8230; &#8220;Sen&#8221; dedi ve kapattı&#8230; O, bir diğerini arayıp yeni cümleler ekledi &#8220;Sen&#8221;e&#8230; Kimileyin telefonla yazdırıldı, kimileyin elden ele, kağıtlara karalanmış cümleler aktarıldı. Üç arkadaş, birbirlerinin sözüne söz ekleyerek uzun bir metin yarattı&#8230; Ne kadar sürdü hatırlamıyorum. Tıpkı başladığı gibi sona eriveren bu uzun metin, üç farklı insanın sözcüklerinin birbirine karışıp eridiği bir bütüne dönüştü. Kimin hangi cümleleri yazdığını, kimin hangi cümlelerle hangi hikayeyi anlattığını bulmak ise okuyucuya kaldı&#8230; Bu uzun metin 1997 yılının sonlarında Sinan Dirlik, Ulvi Yaman ve Kubilay Tüntül tarafından oluşturuldu.</p>
<p>Aradan yıllar geçti&#8230; 2010 yılının bir bahar öncesinde &#8220;belki de yeniden başlamak için geç değildir&#8230;&#8221; dedi biri. Artık üç arkadaş değildiler ama&#8230; Olsun du&#8230; Şimdi yeni cümleler dolaşıyor elden ele. Ne zaman biteceği ve ortaya nasıl bir metin çıkacağı bilinmeksizin&#8230; Belki birgün o metni de görürsünüz bu sayfalarda&#8230; Kim bilir?</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eklemece.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eklemece.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eklemece.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eklemece.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eklemece.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eklemece.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eklemece.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eklemece.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eklemece.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eklemece.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eklemece.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eklemece.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eklemece.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eklemece.wordpress.com/4/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eklemece.wordpress.com&amp;blog=12811336&amp;post=4&amp;subd=eklemece&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eklemece.wordpress.com/2010/03/26/eklemece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/72e2633370302d8d4e21dda4cab99f2f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sinandirlik</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
